MUHAMMED AYDIN
yaaa_8@hotmail.com
HASED
11/04/2011
Davud, Hz. Sadık'ın şöyle buyurduğunu naklediyor: Ra-sulullah buyurdu ki: "Allah (azze ve celle) Musa b. Imran a şöyle dedi: Ey İmranoğlu, kendi fazlımdan insanlara verdi¬ğim şey sebebiyle onlara hased etme, gözünü ona dikme ve nefsini onun ardısıra gönderme. Zira hased eden kimse as¬lında benim nimetlerime gazablanır ve kullarım arasında yaptığım taksimden razı olmaz da yüzçevirir. Böyle olan bir kimse benden değildir ve ben de ondan değilim..."
Haset, çirkin huyların en zararlılarındandır. Herkeste bulunmakla birlikte dereceleri farklıdır. Kimi insanda haset duygusu bir an için gelip gider; kiminde ise iyice yerleşir, bütün benliğe hâkim olur ve gittikçe artar. İşte asıl üzerinde durulması gereken ve tehlikeli olan haset sonuncusudur. İmam Gazalî'ye göre haset ancak bir nimete karşı olur. Allah bir kimseye bir nimet bağışladığı zaman diğer insanda ona karşı iki türlü hal belirir. Birincisi, o nimeti çok görerek onun elinden gitmesini istemektir; buna haset denir. Hasedin tezâhürü de insanın elindeki varlığı, nimeti çok görmek ve yok olması halinde sevinmektir. İkinci hal ise ne varlığa sevinmek, ne de yok olmasını istemektir. Buna karşılık o insanda bulunan nimetin kendisinde de bulunmasını istemektir. Buna da gıpta denilir.
Mü'min gıbta; münâfık haset eder" sözü bu iki durumun farkını ve bulunduğu insanın niteliğini ortaya koymaktadır.

Hasedin haram olmasının sebebi Allah'ın kullar arasında yaptığı taksim ve takdire razı olmamayı, teslimiyet göstermemeyi ifade etmesi ve Kur'ân-ı Kerîm'de ifade ettiği gibi kâfirlerin özelliklerinden birisi olarak sayılmasıdır: "Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır," size bir kötülük dokunsa, ondan ötürü sevinirler" (Âlu İmran, 3/120). Ehl-i kitabın içlerindeki hasetlerin kendilerini nasıl bir yola sürüklediği de şöyle anlatılmaktadır: "Kitap sahiplerinin çoğu, gerçek kendilerine belli olduktan sonra sırf içlerindeki hasetten ötürü sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler" (el-Bakara, 2/109). Kendilerine kitap ve ilim geldikten sonra insanların birbirlerine düşmelerinin sebebi de haset olarak ifade edilmiştir: "Onlar kendilerine ilim geldikten sonra sadece azalarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar (azabın ertelenmesi hakkında) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilir (işlerileri bitirilir)di" (eş-Şurâ, 42/14)
İmam Gazali hasedi başlıca dört dereceye ayırarak inceler:
1- Haset ettiğin kimsenin elindeki nimetin yok olmasını istemektir. Bu nimet ister kendi eline geçsin, ister geçmesin, yeter ki haset ettiği kişide bulunmasın. Hasedin en kötü olanı budur.
2- Haset ettiği insanın elindeki nimetin, kendi eline geçmesini istemektir. Bunun isteği o nimetin kendi eline geçmesi, amacı o nimete kendisinin sahip olmasıdır.
3- Başka birisindeki nimetin aynısının veya benzerinin kendisinde de olmasını istemesidir. Eğer kendi eline geçmeyecekse, onun elinde de olmamasını arzu etmesidir.,
4- Başka birisinde bulunan nimetin benzerinin kendi elinde de olmasını istemesi, fakat hased ettiği kişideki nimetin yok olmamasını istemesidir. İşte hasedin bu son derecesi eğer sırf dünyalık nimetler ise affedilmiştir. Eğer din hususunda ise tavsiye edilmiştir. Çünkü bu, hayırda yarışma buyruğunun kapsamına girmektedir.
Hasedin ortaya çıkmasına bir çok sebepler vardır. Bunların başlıcaları şunlardır:
1. Düşmanlık. Bu, hasedin en önemli sebeplerinden birisidir. Kur'ân'da şöyle buyurulmaktadır: "Onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" derler. Kendi başlarına kaldıkları zaman size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki, "Öfkenizden ölün. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilir" (Âlu İmran, 3/119). Böyle kin ve düşmanlık sebebiyle ortaya çıkan hased çok kere çekişme ve kavgalara da yol açar, hayat boyunca devam eder, hileli yollarla nimetin izalesine gidilir, insanın şerefi ile oynanır ve gizli işlerinin açığa çıkarılması için çaba harcanır.
2. Teazzuz. Bir kişinin üstünlük taslaması karşısında diğer bir kişinin ağırına gitmesidir. Kişinin, emsallerinden, mevki, ilim veya servet sahibi olan birisinin kendisine karşı kibirlenmesi halinde bunu hoşgörü ile karşılayamadığı için hased etmesidir.
3. Doğrudan doğruya kendisinin kibirlenmesinden, karşısındaki insanı küçük görüp onu kendine hizmet etmesi ve bütün arzularında kendi emrinde olması isteğinden kaynaklanan haseddir. Müşriklerin "Kur'ân iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi" (ez-Zuhruf; 43/31), demeleri böyle bir hasedin ifadesidir.
4. Şaşkınlık ve hayranlık. Kur'ân, geçmiş ümmetlerden bahsederken, onların kendileri gibi bir insanın risâlet, vahiy ve Allah'a yakınlık gibi bir mevkiye ulaşmasına şaştıklarını ve bunun sonucu olarak haset ettiklerini anlatır: "Siz de bizim gibi birer insansınız" (Yâsin, 36/15); "Bizim gibi iki insana mı inanacağız?" (Mü'minun, 23/47) ve "Kendiniz gibi insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızdan hiç şüphe yoktur" (Mü'minun, 23/34).
5. Amacına ulaşamama korkusu. Kişilerin belli bir amaca ulaşmak konusunda birbirine üstünlük sağlama arzularına dayanır. Diğerinin amacına ulaşmasına yardımcı olan her nimet, diğeri için bir hased kaynağıdır.
6. Makam ve mevki sevgisi, önderlik isteği. Sözgelimi bir kimsenin bir ilim dalında parmakla gösterilen tek adam olmayı istemesi, bu konuda kendisine rakip olabilecek veya göz diktiği yere ulaşmış kimselere hased etmesinin başlıca nedenidir. Sürekli övülmek ve üstün gelmek isteğinde olan kimse, "işte bu adam kendi sahasında zamanın en büyüğüdür, eşi ve benzeri yoktur" denildiğinde nasıl sevinirse, başka bir kimsenin kendisine ortak gösterilmesi, yerini alması halinde de kıskançlık duyar, hased eder.
7. Kötü huyluluk ve Allah'ın kullarına verdiği nimetlere karşı cimrilik. Kişinin mal, önderlik sevgisi ve derdi olmamakla birlikte; ona Allah'ın nimetler verdiği, iyi huylarla donattığı bir kimseden söz edilince bundan rahatsız olur, hased eder. Buna karşılık birisinin içinde bulunduğu zorluk ve çektiği sıkıntılardan söz edildiğinde de sevinç duyar. Böylesi kimseler başkalarının kötü durumda olmalarını sever ve Allah'ın lütuflarına karşılık cimrilik gösterirler.- Hasetçi başkasında nimet gördüğü şeyin yok olmasını ister. Bunun gerçekten nimet olup olmaması önemli değildir.adamın kötü huylarına bile hased eder.
- gıpta hased gibi değildir.
-Zahir ve batında hased sebebiyle vücuda gelen eserler, mü'minin manevî ve zahirî vasıflarıyla çelişki içindedir. Mü'min Allah Teala'ya nisbeten iyimser ve kulları arasında yaptığı taksimattan ise razı olan kimsedir. Hased eden kim¬se ise Hakk Teala'ya nisbeten gazablı, O'nun takdirlerine küskün ve yüzçeviren kimsedir. Hadis-i şerifte de yer aldığı gibi mü'minin kötülüğünü istemez.Onun aziz ve kerim ol¬masını arzu eder. Hased eden kimse ise bunun tersinedir. Mü'min dünya sevgisinin mahrumu, hasud ise dünya sevgisi¬nin şiddetinden bu rezil haslete mübtela olmuştur. Mü'minin hiçbir korku ve hüznü yoktur. Hakk Teala'dan başka hiç kimseden çekinmez. Ama hasudun hüzün ve korkusu hased ettiği şey etrafında döner dolaşır. Mü'minin alnı geniştir. Yü¬zünden müjde okunur. Hasudun ise yüzü asık ve somurtkan¬dır. Mü'min mütevazidir, ama hasud birçok zamanlar tekeb¬bür eder. Hased imanın afetidir ve ateşin odunu yediği gibi imanı yer bitirir
.hased edilene de hiç bir zararı yoktur. Senin hasedin sebebiyle ondaki nimet zail olmamaktadır. Belki onun için dünyevî ve uhrevi bir faydası bile vardır. Zira onun hasudu ve düşmanı olduğundan dolayı senin mübtela ve mahzun olmanın onun için menfaati vardır. Kendisinin nimetler içinde olduğunu senin ise bundan azab çektiğini görmesi bile kendisi için bir nimet sayılır.
Eğer sen bu ikinci nimetin farkına varsan, o zaman da se¬nin için başka bir azab ve fikir baskısı hasıl olur. Bu azabın da onun için bir nimettir.. Demek ki, sen daima gam, baskı ve derd içindesin, o ise nimet, ferah ve genişlik.. Ahirette de senin bu hasedinin ona faydası dokunacaktır. Özellikle de işi gıybet, iftira ve benzeri eziyetlere vardırmışsan o zaman se¬nin iyilik ve hasenatlarını ona verirler ve sen de zavallı ve if¬las etmiş olursun o ise nimet ve azamet sahibi..


3364 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

YAZI     11/04/2011 17:27

bu yazı MESUT AYDIN'a aittir
MUHAMMED AYDIN

Yazarın diğer yazıları

ÜMMET - 06/09/2016
Ümmetin bu çetin günlerinde ümmetin ne demek olduğunu gayet iyi bilen Müslümanlara Ümmet coğrafyasından güzel ve olumlu şeyler yazmak isterdim. Lakin milyonlarca Müslüman ıstırap altındayken pek de pozitif yaklaşamayacağım.
BEKLE(N)MEDİK!!! - 23/10/2012
Her şey yerli yerindedir. Olduğu gibidir. Güzel bir hava vardır ve pazardır. Kimi pikniğinde, kimi dersanesinde kimi düğünündedir. Birkaç saniye sonra olacaklardan hayvanat hariç herkes habersizdir. Ve o an!!!
NEREYE EY DÜNYA? - 02/07/2011
Nereye dünya…Niçin sürekli kaynıyorsun? Yoksa bize mi kızıyorsun? Artık çekilmez oldun biliyor musun?
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret147111
NAMAZ VAKİTLERİ