MESUT AYDIN
mesutaydin2010@hotmail.com
AVRUPA İZLENİMLERİM
27/07/2020
                                            ALMANYA YADA AVRUPA 
   İnsan bir şeyi ne zaman değerli görür? Diye bir soruya, zannediyorum şu üç hal gerçekleştikten sonra diye cevap verilir. a) Ya o değer kendisinde hiç olmamıştır. b) Ya varmışta tümüyle kaybetmiştir. c) Ya da var olan değerinin farkında değildir. 
   Bu gün Avrupa’yı insanımızın gözünde yücelten bu üç sebepten biri olsa gerek. Peki gerçekten göründüğü gibi mi?
Şunu itiraf edeyim ki, bu gün Avrupa ülkeleri sihirbazlara benziyor. Görünen ile perde arkası kesinlikle aynı değil. Görünene baktığınızda çarpılıyorsunuz. Çünkü kentlerinden köylerine varana kadar çok güzel bir görüntü var. Bir şehirde ne varsa hemen hemen köyde de aynı şeyler var. Yollar, kaldırımlar, evler ve bahçeler çok düzenli ve pırıl pırıl. Bu görüntü insanı mest ediyor. Gelir seviyesi o kadar yüksek ki hemen hemen çalışan herkesin bir arabası var.  Bu, bir evde çalışan dört kişi varsa dört araba var demektir. Bunlar insanı elbette ki cezbediyor.
   Fakat sokaklarında görünen düzenin zerresi evlerine yansımıyor. Tam bir riyakârlık ve ikilik var. Çoğunun evleri leş gibi. Bunu onlarla içli dışlı olanlar söylüyor. Burada bizimle bir kıyas yaparsak, tam tersi bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Bizim evlerimiz pırıl pırıl, ama sokaklarımız öyle değil. Onların sokaklarını bize, bizim evlerimizi onlara taşımak lazım.
 İnanın dünyaya yutturmaya çalıştıkları özgürlüklerde sadece bir görüntü. İçlerinde ki pislik dışarı çıktığında nelerin olduğunu bilen biliyor.
   Kanunlarını din edinenler veya dinlerini kanun edinenler, kendilerini mutlu edecek bir dünya kurmakla aldatıyorlar.  Onların zorba kanunları evlerine girmediği için evleri leş gibi. Özgürlüklerin kurallarla çileye dönüştüğü, fakat köle gibi alıştırıldıkları için özgürlük zannettiklerine şahit oldum.
İşin bir başka boyutu da, her kanun para üzerine bina edilmiş. Para getirmeyen her kişi ve her iş onlar için bir can sıkıntısıdır. Onun için korana’dan bile servet devşirdiler. Özellikle yaşlı ve huzur evlerindeki insanlar “biz tedavi olmak istemiyoruz” diye kağıt imzalatıyorlar. Ve devlet onları ölüme terkediyor. 
   Bizde devlet, genelde cezaları insanları korumak için koyar. Onlarda cezalar halkı tuzağa düşürüp para almak içindir. Onun için hiç affetmezler. Bizimkiler ise hem esnek hem de bir afla bitebilir.
   Onların küçük düzenlerini görüp dünyada ki akıttıkları kanları düşününce o yeşil sokakları hayalimde kızıla; görünen düzenleri ise kaosa tekabül ediyor. Her kaldırım taşının altında bir mazlumun ya canı, ya malı, yada gözyaşı var. Onun için kaldırımlarından inilti sesleri, yeşil bahçelerinden kızıl kan geliyor. Sokakları, süslü vitrinleridir. Gönüllerini de temsil eden evleri ise darmadağınıktır.
   Hafta içini dünyaları, hafta sonunu ise ahiretleri kılmışlar. Beş gün çalışma azmini iki gün “cennet” lerin de buluyorlar. İnanın hafta sonlarını ellerinden alın, cennetlerini kaybetmiş gibi hayatları zindan olur. Ne çalışma azimleri nede o küçücük mutlulukları kalır.
   Hayatın tamamı anlık yaşanacak hazlara bağlı. Bunu gerçekleştirmek için fıtratlarında var olan birçok şeyi yok etmişler. Kıskançlık ve duygusallık gibi. Eğlencelerine engel olacak her şeyi hayatlarından çıkarmayı kendilerine vazife bilmişler. Onun için anne, baba ve evlatlarla duygusal bir bağ kurmaktan sakınıyorlar. Yani fıtratlarındaki duygusallığı yok etmişler. Bunlardan uzaklaşınca ya da kaybedince üzülmüyorlar. Bir kardeşimizin ifadesiyle doğuştan mesafeyi koruyorlar. Duygusal bağlarını köpekleriyle kuruyorlar. Bundan dolayı babaları ölünce ağlamayanlar, köpekleri için hastalanınca bile ağlıyorlar.
   Bizi onlardan ayıran en büyük özellik ahirete imanınız ve cennetin burada olmadığını bilmemizdir. Biz hem bela ve musibetlere katlanmayı, hem nimetle şımarmamayı, hem ölümü metanetle karşılamayı, hem de mutlu olma hayalimizi hep bu imandan alırız. Ve bizim en güçlü duygusal bağlarımızı bu iman belirler.
   Dürüstlükleri, bir uyuşturucu kaçakçısı gibi, kamyonla malı geçirmek için, birkaç kiloyu kendileri ele verir. Elbette hep böyle değil. Kanunlarına, haşa Allah’ın kanunları gibi teslim olunca, buradan bir insanlık üretmişler. Ama bu onların hangi zulmünü örtecek.
   Küfrün ahlak üretmesine inanmıyoruz. Birkaç kafirin ahlaklı olması onların hepsini kuşatamaz. Kendi doğrularını kendisi belirleyen ve sadece menfaatini düşünen insan nasıl ahlak üretir. Şuan görünen şey, menfaatleri devam ettikçe geçerlidir. Menfaatlerine dokunulunca nasıl vahşileştiklerini görüyoruz. İman olmadan kendi kurallarını kendisi belirleyen insan her halinde güzel  ahlak üretmekten acizdir.
   Koyun postuna bürünmüş kurt gönülleriyle dünyanın en maharetli münafıkları olarak ne hazin ki Müslümanların bile gözlerini boyayabilmişlerdir. Bu aynen bir sihirbaz hokkabazlığına benziyor.
   Allah’ın verdiği nimetleri Allah’a ve inananlara düşmanlıkta kullananlara özenenler, neye özendiklerine bir daha baksınlar lütfen. 
   Biz onların haline bakınca kendimizi kınıyoruz.  Oysaki onların yaptıkları yanında bizim kusurlarımız devede kulak gibidir. Bizim insanımızın fesadı, ancak caddeye kağıt atmak  yada trafikte kurallara uymamaktır. Keşke olmasa ama hepsi budur. Onların fesadı dünyayı kirletmek ve hiçbir kurakla uymadan dünya milletlerinin kanını akıtıp sömürmektir. “Ekini ve nesli yok ederek dünyayı fesada vermektir.”
Sadece Almanya’da kayıp 10 bin çocuk var. 2015’ten beri AB ülkelerinde kaybolan mülteci çocuk sayısı 96 binden fazla. Bu çocukların nerede olduğu bilinmiyor. Avrupa’da yaşayan refakatsiz mülteci sayısı 170 bin. Bu çocukların en çok maruz kaldığı durumlar cinsel istismar, tecavüz, insan kaçakçılığı, şiddet, kölelik ve organ mafyası. 
   Günümüz Almanyası ve Avrupası'nda sudan gerekçelerle ailelerinden alınan ve  Müslümanlığı unutturulmaya çalışılan  çocukların sayısı 100 bini aşmış. Türkçe konuşmaları yasaklanan ve kilisede din değiştirme ayinlerine götürülen Müslüman çocukları, etnik ve dini yapısı unutturulması yetmiyor gibi 'Türkiye düşmanı' olarak yetiştiriliyor. 
   Bu konuda ciddi araştırma yapan ve "Her yıl 4 bin Türk ve Müslüman çocuğuna, Alman devleti tarafından el konuluyor" diyen Kamil Altay ise şunları söylüyor: "Direkt Alman vatandaşlığına geçirdikleri için 'El konulan göçmen çocuk' sayısının boyutu da bilinemiyor. AB yasalarına göre, aileler çocuklarına bakamıyorsa önce akrabalarının, sonra aynı etnik gruptan bir bakıcı aileye, o da yoksa aynı din grubundan bir bakıcı ailenin yanına verilmeli. Ama nerede bunlar. Yani Müslüman Hasan’larımız Hans’lara dönüştürülüyor."
Şu an mülteci çocuğunu evlatlık olarak alanlara her ay 1500 Euro para veriliyor. Bu para orada tam bir maaş demek.
   Ya Müslümanlar:
   İlk giden insanlar çok ciddi sağlık kontrolünden geçirilmişler. Öyle ki bir dişi çürük olanı bile kabul etmemişler. Afrika’dan getirilin köleler gibi affedersiniz mahrem yerlerine bile bakmışlar. Bu bana kurbanlıkları hatırlatıyor. Türkiye de imzalattıkları sözleşmeleri iptal edip, yeni sözleşmeler imzalattırıyorlar. Hakikaten ilk giden nesil her şeyini dünyaları için kurban etmiş. Ne iman, ne ahlak ne de izzetleri kalmış. Bu cümleler bizzat ilk giden canlı şahitlerden dinlediklerimdir. 
  Şu ana kadar dört nesil Almanya’da bulunuyor.
1. Nesil kendilerini kaybetmiş,
4. Nesil ise neslini kaybetmiş.
   Birinci nesil bir yumurta alacağı zaman gıtgıt gıdak demiş, dördüncü nesil Türkçe bilmiyor. Birçok konuda anlaşamıyorsunuz. Birinci nesil dinini, dördüncü nesil hem dinini hem de dilini kaybetmiş. Birinci nesil aile mefhumunu yıkmış. Dördüncü nesil aileyle beraber anne baba mefhumunu yok etmiş. Birinci nesil çok sıkıntılı ve ağır işlerde çalışmış. Son nesil zevku sefa içinde. Almanlar bunu şu cümleleriyle ifade etmişler” birinci nesil sizin; ikinci nesil ortak; üçüncü nesil ise bizimdir”. Maalesef dedikleri gibi olmuş.
   Bunları kınamak için söylemiyorum. Cami yok, cemaat yok, ilgilenen yok, dini bilen yok ne olmasını bekleyebilirdik ki. Buna rağmen bir bayram namazı kılabilmek için 50 km giden ve gecede orda sabahlayarak namaz kılanlarda olmuş, hala ayakta olanlarda onlar. Allah hepsinden razı olsun cemaatler bir şeyler yapmaya çalışmış. Özellikle milli görüş teşkilatı çok zor şartlarda çok güzel işler yapmış. Ama cemaatlerde güç birliği, gönül birliği ve eylem birliği olmayınca hem Almanya’da gayri Müslimlere örnek olamamış, hem de çalışmaları sınırlı çerçevede kalmış. Ümmet bilinciyle hareket edemeyince, bütün ümmeti kuşatan hareketlere imza atamıyorsunuz. 
Grupçuluk ve hizipçilik orada çok daha keskin hatlarla oluşturulmuş. Sadece fikirlerini değil, mabetlerini, programlarını ve tekliflerini bile kendi fırkaları için yapıyorlar. Bu hal İslami tebliğlerinin önündeki en büyük engel. Ziyarete gittiğim Bir şehirde, irili ufaklı beş cami vardı. Hepsi ayrı bir guruba ait. Bu her yerde böyle maalesef. Alman belediye başkanı bunlara büyük bir arsa vererek cami yapmalarını teklif ediyor, fakat hemen reddediyorlar. Yine aynı şehirde eyalet yönetimi ezanların açıktan okunması için izin veriyor. Bir müddet sonra dağınık okunan ezanlar Almanları rahatsız ediyor ve şikayet konusu oluyor. Yönetim, ezanların merkezi sistemle aynı anda okunmasını teklif ediyor. Aralarında ezanın hangisi tarafından okunacağı konusunda anlaşamayınca, ezanın açıktan okunması yasaklanıyor. Biz kendi ellerimizle ezanlarımızı susturuyorsak ve birliğimizi parçalıyorsak, kimi kınamaya hakkımız var.
   Görev yaptığım  beldede cami açılınca, birbirlerine düşman olan  Katolik ve Evangelist  Hristiyanlar bir araya geliyorlar. Müslümanlarda dâhil bir yıl beraber bazı oturumlar gerçekleştiriyorlar. Sonra sadece kendi aralarında görüşmelere devam ediyorlar. Yani Müslümanların varlığı küfrü bir araya getiriyor. Ama küfrün varlığı bizi bir araya getirmiyor. Oysa ki bize birliği emreden ve tefrikayı yasaklayan Allah. Onları bir araya getiren ise çıkarları. Bu tablo insanın canını acıtıyor.
   İçimi acıtan birkaç cümle daha: Bir başka şehirden geçerken dağınık bir bahçe gördüğümüzde dernek başkanımız; bu ev kesinlikle türklerden birinindir. Dedi. Güler misin, ağlar mısın?
İlk gelenlerden bir büyüğümüzün ifade ettiği bazı cümleler kan donduruyor. Yaptıkları şeyleri zikredemeyeceğim ama son cümle her şeyi açıklar cinsten. Diyor ki “eğer bizim yaptıklarımızı almanlar bize yapsaydı, biz onları bıçaklarla doğrardık”.
   İlk gelen bir başka amca “ülkemizin kıymetini bilin burada köpekleri hakkı bizden daha çok. Sakın buralara gelme yavrum. Diyor.
İnsanın kendi celladına aşık olması ne kadar acı. Mevlana hayret etmekte ne kadar haklı. Diyor ki: “kurdun kuzuya düşman olmasını anladım. Fakat kuzunun kurda aşık olmasını bir türlü anlayamadım”.
“Ey iman edenler! birbirinizi bırakıp da başkalarını dost edinmeye kalkışmayın. Onlar, size zarar vermekten, kötülükte bulunmaktan geri kalmazlar, sizin zahmete düşmenizi dilerler. Düşmanlıkları, ağızlarından dökülen sözlerden açıkça belli olur, yüreklerinde gizledikleri düşmanlıksa daha da büyüktür. İşte, aklınızı başınıza almanız için size bu delilleri açıkladık.” (3/118)


317 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KORONA İLE TATLI BİR SOHBET - 23/11/2020
MESUT AYDIN
MEDYADA İYİLİKLERİ ARTIRIN KÖTÜLÜKLERİ BİTİRİN - 18/10/2020
MESUT AYDIN
EMRİNİ AL EMRİNE ALLAHIM - 13/09/2020
EMRİNİ AL EMRİNE ALLAHIM
EMRİNİ AL EMRİNE ALLAHIM - 13/09/2020
EMRİNİ AL EMRİNE ALLAHIM
KORANA NE GETİRDİ NE GÖTÜRDÜ? - 23/03/2020
Ne gariptir ki dünyada her gün yüzbinlerce insan ölürken, ölümü hiç hatırlamayan insanlık, daha birkaç bin insan ölmeden ölüm korkusuyla bir kâbusu yaşamaktadır.
BİR ŞERDE BİN HAYIR - 29/07/2016
“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz (Bakara 216)"
DARBEYE DARBE (ÖZEL HUTBE) - 22/07/2016
MUHTEREM KARDEŞLERİM! Son bir haftadır çok ciddi badireler atlattık. Takdir edersiniz ki bulunduğum makam ideolojilerin tartışıldığı, ve herhangi bir siyasi kuruluşun aracı olamayacak kadar yücedir.
BİR DEPREMİN ARDINDAN - 03/02/2014
Ölüm çığlıkları ölümü unutmuş bir toplumda koptu anne. Azrail bir nara attı, sura üflemedi İsrafil sadece dokundu anne.
YİNE BEN AĞLADIM ANNE - 03/02/2014
İlk önce ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum. Çünkü doğduğum gün ağlamıştım anne. Hatırladığım tek şey ağlamamın hiçbir zaman bitmediğidir.
 Devamı
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret147111
NAMAZ VAKİTLERİ