ADEM'İN YARATILMASI

ÂDEM (A.S)’ İN YARATILMASI

 

Hz. Âdem’in yaratılmasını Kur’an-ı Kerim şöyle anlatıyor: “Bir zamanlar Rabb'in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A! Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tespih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb'in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi. (Bakara Suresi 30. Ayet)

Halife, kendisine otorite tarafından verilen görevleri, onun yerine kullanan kişidir. O halde insan malik değildir, o sadece Allah'ın temsilcisidir ve kendisine gerçek hâkim tarafından verilenler dışında hiçbir güce sahip değildir. Bu nedenle, kendi istediklerini yapma hakkına sahip değildir. Onun görevi, temsil ettiği otoritenin isteklerini yerine getirmektir. Eğer verilen yetkileri kendisinin sanır, bu yetkileri kendi arzularına göre kullanırsa veya bir başkasının hâkimiyetini kabul edip, onun isteklerine boyun eğerse, bu isyan ve ihanet olur.

İnsan kendisine verilen bu mukaddes vazifeyi unutunca, dünyada her şey birbirine girdi. Kimi ilahlık tasladı Firavunlar gibi, kimi Firavun’lara kulluk yapmanın fazilet olduğuna inandı, kimi de dünyaya, ipini koparmış bir deve gibi, başıboş ve gayesiz geldiğini düşünüp gününü gün etme yarışına girdi. İmtihan ve görevler hep savsaklandı. Oysaki insan çok ağır bir yük ve büyük bir makamla yeryüzüne gelmişti. O, makamını terk edince, mahlûkatın şereflisi olduğunu unutunca ve kendisini yaratılan herhangi bir varlık gibi zannedince, ne hazin ki kendi elleriyle kendi kıyametini koparmış oldu.

Bunu bir misalle izah edelim. Düşünün ki; insanların seçimiyle iş başına gelen bir başbakan, bir an görevini ve makamını unutup, sokak çocuklarıyla köşe bucak misket ve mendil kapmaca oynasa, bunun halini gören insanlar ne der acaba? Delimi? Divanemi? Yoksa daha başka şeyler mi? Yoksa bir dost edasıyla görevi ve makamı mı hatırlatılır?

Hangisini söylerseniz söyleyin fark etmez. İnsanlar tarafından değil; Allah tarafından seçilen ve kendisine bütün kâinatın fevkinde bir makam ikram edilen insan, kendine verilen vazife ve makamı unutmuş, barlarda, gazinolarda, sahillerde, kumarhanelerde, stadyumlarda köşe kapmaca oynuyor. Ve dahası mutfak ile tuvalet arasında ömür tüketen, dünyanın kırılacak, yok olacak süsleriyle çocuklar gibi oyun oynayan basit bir varlık zannediyor kendisini. Dünyaya O’nu büyük maksatlarla gönderen kâinatın sahibi ise, insana deli divane deyip başıboş bırakmak yerine, bir dost edasıyla, binlerce elçi göndererek ona görevini ve makamını defalarca hatırlatır.

Ama gelin görün ki, bu tür nankör insanlar, bu şefkat yumağı Resulleri, kovmuş, dövmüş, öldürmüş ve böylece kendi tutunduğu ipi kendi elleriyle kesip Cehennem uçurumuna yuvarlanmıştır.

Bir misal daha verelim isterseniz. Bindiğiniz otobüsün şoförü direksiyonu bırakıp arka koltuğa geçse ne yaparsınız? Ya şu insan! Yeryüzünde ki milyonlarca varlığa şoförlük yapması gerekirken direksiyonu bırakmış şu arka koltuklarda ne yapıyor? Nasıl ki şoför hem yolcularını hem de kendisini helak ederse biz de hem kendimizi hem de mahlûkatı helak etmiş oluruz. Bindiği gemiyi delen akılsız yolcular gibi, şu dünya gemisini her taraftan delip, aldığımız suyun içinde boğulmuş, akıttığımız kan, yaptığımız zulümlerle, kendi evimizi kendimize zindan etmişiz.

Bütün bunlardan dolayıdır ki Rabbimiz, kılavuz olarak gönderdiği kitabında şöyle buyuruyor: “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum Suresi 41. Ayet)


Yorumlar - Yorum Yaz
Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 17° 12°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret97653
İLK GÜNAH VE İLK TÖVBE

NAMAZ VAKİTLERİ
ARAMA
Google
IP ADRESİNİZ

ip adresim