DEĞİŞEN DÜNYADA DEĞİŞMEZ DEĞERLERİMİZ

                                            DEĞİŞEN DÜNYADA DEĞİŞMEZ DEĞERLERİMİZ KUR’AN VE SÜNNET

 İnsan, değişebilen bir varlıktır. Bu özelliğinde olsa gerektir ki, Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: “…Gerçekten Allah, kendi nefislerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz…”(Rad/11). Bu ayet insanın hem değişebileceğine hem de değişmemesi gereken özelliklerine değinir. Bir topluluk iyi yönde değişim ve gelişim gösterirse Allah (c.c.)’ta onlara, bunların yolunu kolaylaştırır. Bunun aksi olarak kötü yönde değişim ve gelişim gösterirlerse, bu kez de o yolda ilerlemelerine müsaade ederek yarattığı iradeye müdahale etmez.

Kur’an insanlığı değiştirmek için gönderildi. Bu değiştirme, değişen insanı fıtratına yeniden çevirmenin adıdır. İnsanlık tarih içerisinde bu fıtratı binlerce kez bozdu. Allah’ta kitap ve peygamberler göndererek değişen insanı, değişmez değerlerine davet etti. Vahiy,  sadece değişimi iddia eden bir sözden ibaret değildir. Değişimi bizzat toplumlar üzerinde gerçekleştirebilen hakikatin ta kendisidir.

 Yeryüzünde insanlığı değiştirmeye aday binlerce kitap yazılmış ve milyonlarca söz söylenmiştir; fakat bunlar ya insanlığı hiç değiştirememiş ya da onun güzelliklerini değiştirip iyice fesat etmiştir. Özellikle bugün teknolojik imkânları da kullanarak insanları hem toplumsal hem ailevi hem de bireysel olarak uçuruma sürüklemişlerdir. İnsanlar maddi dünyalarını geliştirdikçe manevi dünyaları daralmıştır, yükselmeyi arzu ederken en yüce değerlerini ayaklar altına almışlardır. Değişmez değerlerini başının üzerinde taşıması gerekirken ayaklarının altına koyan bir toplum nasıl yükselebilir ki?

               Allah Teâlâ, insanı fıtrat üzere yaratmıştır. Efendimiz (s.a.v.)  bir keresinde  “Her çocuk fıtrat üzerine doğar.”(Buhari) buyurduktan sonra şu ayeti okumuştur: Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir.  Allah'ın yaratışında (hiçbir) değişme yoktur.(Rum/30)  Bu tür yaratmanın zorunlu bir neticesi olmak üzere, her insanın yapısında ve doğasında ahlâk şuuru ve hissi vardır. Bir insan dıştan hiç bir telkin ve bilgi almasa bile, çoğunlukla bu fıtrata göre hareket eder. İnsanın sonradan değiştiğinin delili ise hadisin devamında şöyle zikredilir: “Çocuğu anne ve babası Yahudileştirir, Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir.”Bu itibarla bir insanın ahlâk bilincinden ve duygusundan büsbütün yoksun olması düşünülemez.  Böyle bir varlık düşünülse, artık o insan olamaz. İnsan ne kadar değişirse değişsin, bizim Müslümanlar olarak bazı değerlerimizin değişmemesi gerekmektedir. Mesela; Allah’ın varlığı ve birliği, ahiretin gerçekliği, cennet ve cehennemin hakikati gibi…

Değişen dünyaya insan yetişememektedir. Eğer değişen dünyayla her şeyimizi değişecek olsaydık, bugün varlığımızdan söz edilemezdi. İnsanın aklı ve bilgisi sınırlı olduğundan sürekli değişen dünyada, her koyduğu kuralı hemen hemen her gün değişmek zorunda kalmaktadır. Ama Kur’an ebedi ve ezeli ilim sahibine ait olduğundan dolayı değişime getirdiği çözüm ve öneriler insanlık var oldukça var olacaktır. Çünkü insan ne kadar değişime uğrasa da yine insandır ve insanın değişmez temel özellikleri vardır. Sevdikleri değişse de sevgi değişmeyecektir, korktukları değişse de korku değişmeyecektir. İstekleri değişse de isteme arzusu değişmeyecektir.

Kur’an ve sünnetin değişime yetmeyeceğini savunanlar şunu iddia etmiş gibi olurlar “Bu gökler, yer, aldığımız hava, yediklerimiz,  içtiklerimiz ve daha niceleri insana yetmiyor.” Oysaki milyonlarca yıldır aldığımız havayı kimse değiştirmeyi düşünmemiştir. Bugüne kadar “kulağımız yanlış yerde veya gözümüzün yeri hiç iyi değil, şurada olması gerekiyor” deyip bunların yerini değiştirmeye kalkışan bir insan gördünüz mü? Görmediniz değil mi? Göremezsiniz; çünkü bunların kanununu koyan âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Öyleyse, insan iradesinin ürettiği değişimler de, eğer kendini yaratanın kurallarına göre olursa, insanın ürettikleri değişse de insanlık ve insanlık değerleri kıyamete kadar değişmeden kalacaktır. İnsandaki kötü değişimin temelinde değişmez hiç bir kuralı tanımaması vardır.

                 Cevaplanması gereken önemli bir soru karşımızda durmaktadır. O da insanlık niçin değişmeyi arzu eder ki? Bilinen bir gerçektir ki her değişimin temelinde bir mutluluk arayışı vardır. Onun için insan araba değiştirir, ev değiştirir, eş ve iş değiştirir… Bunların hepsinin değiştirilme maksadı budur. Peki, bütün bunlara rağmen insanlık hala niçin mutluluğu yakalayamıyor? Tam aksine her geçen gün huzursuzluğun zirvesine bir adım daha yaklaşıyor. Şimdi insanlık bunların ardında mutluluğu arayıp dururken;  öte tarafta Kur’an ve sünnet,  yetiştirip terbiye ettiği; çoğu zaman aç ve susuz,  başını sokacak bir yuvası olmayan, üzerinde yamalı elbiseler, altında bir deri parçası ve başını taşa koyarak yatan bir milleti mutluluğun zirvesine taşımıştır.

 Günümüz dünyasında teknolojiyi üretenler bile ona yetişemezken, onunla beraber gelen bir değişime yetişmek nasıl mümkün olabilir ki? Bunun için değişimin içinde değişmez değerlerin olması gerektiğine inanıyoruz. Yoksa sınırsız değişime bütün kapılarını açanlar, değişenlerle beraber her şeyini değiştirip yok olmaya mahkûm olurlar.  Özellikle maddi konularda değişime açık olunsa da, manevi konularda değişmezlerin olması gerekmektedir.

O halde değişimle gelen bunca problemi Kur’an ve sünnet ikliminde nasıl çözeriz diye sorarsanız, bunun en büyük şahidi olarak size Asr-ı Saadet’i gösteririz. Kur’an ve sünnet kışa dönmüş insanlık iklimine bir ilkbahar esintisiyle geliyor ve yüreklerin çöle döndüğü bir ortamda Asr-ı Saadet’in güllerini yetiştiriyor. İşte o güllerden biri Ebu Zerr; eşkıya iken evliya oluyor. İşte o güllerden biri Ömer; kızını diri diri toprağa gömecek kadar zalimken, yeryüzünü adaletle dolduruyor. İşte o güllerden biri Bilal; köleyken efendi oluyor. O gül bahçesinin çiçekleri, her biri bir yıldız olan Sahabe-i Kiram, cahiliyyenin karanlığını yaşarken, Asr-ı Saadet’in nuru oluyorlar.

                 Kur’an ve sünnet,  tüm hedefleri dünyalık olan insanları,  Allah rızası için çalışan insanlar haline getirdi. Zulüm yapmayı ahlak haline getiren insanları, yeryüzünün adalet timsalleri haline getirdi. Kaba, katı ve zalim olan bir toplumu, şefkat yumağı haline getirdi. Her işinde çıkar ve menfaat gözeten bir toplumu, bir lokması varsa kardeşine verip, kendisi aç kalmayı tercih edecek hale getirdi. Kibrin ve gururun zirvesindeki bir topluluğu tevazünün en güzel örnekleri haline getirdi.

Peki, sınırsız bir değişimin hudutlarını kim belirlemeli?  Bu sorunun cevabını insanlara bırakırsak her insan ayrı bir karakter, ayrı bir yapı, kültür ve topluma sahip olduğu için binlerce fikir ortaya çıkacaktır. Daha da ötesi, bir toplumun kabul edip yücelttiğini, başka bir toplum reddedip ona savaş açacaktır. Onun için değişmez kuralları, bütün insanlığı yaratan, âlemlerin Rabbi Allah(c.c.) belirler. Burada bizlere düşen tek görev Rabbimizin belirlediği kurallara uymaktır.

                Rabbim! Bizi değişen dünyada değişmez değerleri olanlardan kıl ki, değerlerimize fiyat biçenler bizi değiştiremesin. Bizi değişebilenlerin de hâkimi kıl ki, değişimlerin mahkûmu olmayalım. Ve bize öyle bir güç ver ki; zulümleri adaletle, karanlıkları nurla, nefreti sevgiyle, öfkeyi merhametle, mutsuzlukları saadetle değiştirebilelim.

 

                

Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 17° 12°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret97653
İLK GÜNAH VE İLK TÖVBE

NAMAZ VAKİTLERİ
ARAMA
Google
IP ADRESİNİZ

ip adresim