ZAMAN HATASI

ŞEYTANIN YEDİNCİ OKU TANINAN SÜREYİ YANLIŞ KULLANMAK

Şeytan, Cennetten kovulduktan sonra, Allah (c.c) tan mühlet istiyor. Ne hazin ki bu verilen mühleti yanlış kullanıyor ve bu hilesini de insan için bir ok olarak kullanıyor. “Allah buyurdu: “Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın!” (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” (Allah) buyurdu: “Haydi sen süre verilmişlerdensin.” (Araf Suresi 13–15. Ayetler)

Cennet, Allah (c.c) karşısında küçüklüğünü hisseden büyüklerin yeridir. Yoksa Allah (c.c) karşısında büyüklenen küçüklerin yeri değildir. Onun için Allah (c.c) sen aşağılıklardansın diyor. Cennetten kovulan İblis, Allah’tan (c.c) bir mühlet istiyor. Cenab-ı Hak istediği bu fırsatı kendisine verince Şeytan bu fırsatı çok kötü kullanıyor. Şayet İblis, bu fırsatı değerlendirip tövbe edip hatasını itiraf etseydi, belki de Allah’ın affına mahzar olacaktı. Çünkü şeytanın o andaki isteği geri çevrilmiyordu. Eğer bu istek af olsaydı Cenab-ı Hak onu affedebilirdi. Verilen mühleti kötüye kullanma alışkanlığını insana enjekte eden İblis, bu okunu da hedefine vuruyordu.

İnsan, kendisine tanınan mühleti doğru kullanamamıştır. Bunu Rabbimiz Kur’an’da şöyle anlatır: “Sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O’dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlâs ile Allah'a yalvarır ve dindar olurlar. ‘Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız.’ derler. Sonra Allah onları oradan kurtarır. Kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz.” (Yunus Suresi 22–23. Ayetler)

Rabbimiz bir başka ayetinde mahşerde insanların mühlet isteyeceklerini haber vererek buyurur ki: “Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, “Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder, ta ki (ömrümü) boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.” (Mü’minun Suresi 99–100. Ayetler.)

Ne acı ki bu mühlet isteme hastalığını da mahşere taşıtarak hiç olmayacak hayallerle insanı oyalıyor. İşin en şaşılacak tarafı ise, insana bu mühlet tanınsa insanın tekrar dünyada yaptığı amellere geri döneceğidir. Bu hakikati Cenab-ı Hak kitabında şöyle dile getirir: “Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: “Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb'imizin ayetlerini yalanlamasaydık da mü’minlerden olsaydık” dediklerini bir görsen! Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi yine men edildikleri şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlar.” (En’am Suresi 27–28. Ayetler)

Mevdudi’nin bu ayeti tefsir ederken söylediği cümleler çok manidardır. Diyor ki: “Onlar tekrar dünya döndürülseler yine çocuk olarak yaratılacaklar, dolayısıyla şimdi bitirdikleri hayata yine aynı şekilde başlayacaklar.”

Eğer insan darda kaldığında Allah’ı hatırlıyor, O’na yalvarıp yakarıyorsa, genişe çıktığında da Allah’ı unutuyorsa, işte bu insan, şeytanın bu tuzağına düşmüş demektir.

Bu hastalığın tedavisine gelince, insan kendisine tanınan her fırsatı güzel değerlendirmeli ve bir sınav bilinciyle hareket etmelidir. Verilen süreyi doğru kullanmayan insan, hem ömür sermayesini, hem de kurtulduğu onlarca bela ve musibet nimetini israf etmiştir. Şunu kesinlikle bilelim ki eğer şu anda yerin altındakilere bir fırsat verilse, bizim gaflette geçirdiğimiz iki rekât namaz için tüm dünya onların olsaydı hepsini feda ederlerdi. Yani iki rekât namaz vakti bile dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir. Bunun için âlimlerden Rebi Bin Haysem evinin içinde bir kabir kazmış, ne zaman nefsinde bir gaflet görse o kabre uzanır, kendi kendini hesaba çeker, hesap veremeyince de feryat edermiş. “Allah’ım! Ne olur bana bir gün daha mühlet ver.” Ve kabrinden fırlar kendine hitaben: “Ey Rebi! Bak sana bir gün daha verdiler. Sakın bu günü heder etme” dermiş.

İşte bunlar bize ders olmalı ve bu günü son günümüz, bu saati son saatimiz ve kıldığımız namazı son namazımız bilerek şeytanın bu okundan kurtulmalıyız.


Yorumlar - Yorum Yaz


Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 17° 12°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret97653
İLK GÜNAH VE İLK TÖVBE

NAMAZ VAKİTLERİ
ARAMA
Google
IP ADRESİNİZ

ip adresim