KİBİR

ŞEYTANIN ÜÇÜNCÜ OKU  KİBİR

Kur’an-ı Kerim, Şeytan’ın secde etmeyişinin en önemli sebebinin kibir olduğunu zikreder. İlgili ayet-i celilede Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Ve o zaman meleklere: Âdem'e secde edin! dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.” (Bakara Suresi 34. Ayet)

Şeytan’ın en büyük hastalığı kibirdi. Şurası hiç unutulmamalı ki, Şeytan’ın taşıdığı bütün hastalıklar bulaşıcıdır. Gittiği her yere mutlaka bu hastalığı taşır. Tabi ki bütün hastalıklar, önce sahibini helak eder. İşte Şeytanı helak eden en büyük hastalık, kendisini beğenmesidir. Şeytan bu hastalığını da insanlığa taşıyacak ve milyonlarca insanı kibir okuyla vuracaktır.

Kibir; büyüklenmek, büyüklük taslamak, ululuk iddia etmek manalarına gelir. Kendini başkalarından yüksek görerek onları aşağılamaktır. Şeytan’a ait bir özellik olan kibir, onun Hz. Âdem’e secde etmesini engellemiştir.

Dolayısıyla Allah’a karşı yüz çeviren insan, Şeytanın kibir okuyla vurulmuş ve Allah’a karşı büyüklük taslamıştır. Küfür ve isyanın en önemli sebebi kibirdir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim bize tarih sahnesinden onlarca örnek verir. Hz. Musa (a.s) ve Firavunu anlatırken Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Sonra da Musa'yı ve Harun'u, firavun ve topluluğuna mucizelerimizle gönderdik. Fakat onlar, kibirlendiler ve suçlu bir kavim oldular.” (Yunus Suresi 75. Ayet)

Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde inkâr eden zengin ve ileri gelen insanlar kibirleri neticesinde inkâr etmişlerdir. Bu durum Kur’an-ı Kerim'de şöyle anlatılmaktadır: “En sonunda da sırt çevirdi. Büyüklük tasladı ve şöyle dedi: Bu eskilerden kalan bir sihirden başka bir şey değildir” (Müddesir 23–24)

Allah’ın Resulü (s.a.v) de kibir hakkında onlarca Hadis-i Şerifiyle bizi uyarmış, şeytanın bu tuzağına düşmememiz için, çok dehşetli tehditlerle bizi ikaz etmiştir. Şimdi bunlardan bir kaçını sıralayalım. Hz, Nuh (a.s) oğluna vasiyet ederken: “İki şeyden seni men ederim; biri şirk, diğeri kibirdir” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, I, 170) Ebu Reyhâne (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v)'den şöyle rivayet etmiştir: “Cennete, kibirden hiçbir şey giremez.” Orada bulunanlardan biri şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasülü! Ben, kamçımın şaklaması ve ayakkabımın sağlamlığı ile güzel görünmekten hoşlanırım, bu kibir midir? Hz, Peygamber (s.a.v) Hayır bu kibir değildir. Allah güzeldir güzeli sever. Kibir; hakkı küçük görmek ve başı gözü ile insanlarla alay etmektir” (Müslim, İman, 47; Ahmed b Hanbel, lV, 133–134) buyurdu.

Bu hadis-i şerif bize kibrin tanımını veriyor. Yine buyuruyorlar ki: “Kalbinde hardal tanesi kadar iman olan hiç bir kimse cehenneme girmez; kalbinde hardal tanesi kadar tekebbür bulunan hiç bir kimse de Cennete giremez.” (Müslim, İman, 147, 148, 149; Ebû Dâvud, Libas, 26; Tirmizi, Birr, 610; İbn Mâce Mukaddime, 9; Zühd, 16)

Bu konudaki bir başka Hadis-i Şerif şöyledir: “Kendini büyük gören yahut kibirli kibirli yürüyen kimse, Allah'ın huzuruna, Allah kendisine gazaplanmış olarak çıkar.” (Ahmed b. Hanbel, II, 118)

Bu hadis, kibirlinin âhiretteki durumunu gözler önüne sermektedir. Bu tür bir gazab-ı ilâhiye sebep olarak Hz. Peygamber insanın elbisesini sürüyerek çalım satmasını ve kibirlenmesini de göstermiş ve: “Elbisesini kibirle yerde sürüyen kimseye Allah merhamet nazarı ile bakmaz” buyururlar. (Müslim, Libas, 42) Diğer hadis-i şeriflerde ise mesele şöyle aktarılır: “Mütekebbirler kıyamet gününde, insan şeklinde küçük karıncalar gibi haşredilir. Bütün her taraflarından zillet onları kuşatır...” (Tirmizî, Kıyâme, 47; Ahmed b Hanbel, II, 179) “Cennet ile cehennem münakaşa ettiler. Cehennem şöyle dedi: “Bana zalimlerle kibirliler girecek” Cennet onu şöyle cevapladı. “Bana zayıflarla yoksullar girecek” Bunun üzerine Allah (c.c) berikine “Sen benim azabımsın, seninle dilediğime azab ederim” buyurdu. Ötekine de “Sen benim rahmetimsin, seninle dilediğime rahmet ederim. Sizin her biriniz için dolu dolu insanlar var” (Müslim, Cennet, 34, 35, 36) buyurdu. “Kibriya ridam, azamet izârımdır. Kim bu ikisinden herhangi birinde benimle çekişirse onu cehenneme atarım” (Ebû Dâvud, Libas, 25; İbn Mâce, Zühd, 16) buyurdu.

İslâm, bir ahlâkî kusur olan kibri yasaklamıştır. Böyle bir kibir haramdır, Allah'ın rahmetinden kovulma sebebidir. Ancak bir kibir daha vardır ki Kur’an bunu “Müstekbir” ifadesiyle ifade etmiştir. Müstekbirler Allah'ın arzında bizzat kendi sözde güzelliklerini tesis etmek için gayret gösteren azgınlar ve zorbalardır. Bunlar Allah'ın kullarını kendi köleleri yapmak için Allah'ın dinine karşı büyüklenirler. Allah-u Teâlâ bu çeşit insanlar için şöyle buyurmaktadır: “İşte âhiret yurdu; Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgunculuk çıkarmayı istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) sonuç muttakilerindir” (Kasas Suresi 83. Ayet) İşte şeytanın bu zehirli okuna karşı Allah ve Resulü bizi böyle uyarmış; bundan korunma yöntemi olarak ta bize tevazu ve secdeyi emretmiştir. ÇÜNKÜ SECDE, KİBRİN TAM ZIDDIDIR.

 

YARATILANIN YARATANA KARŞI KİBRİ AKIL DIŞIDIR.

 

Kibir hastalığını insana taşıyan şeytan, şu küçük zerreye öyle bir cesaret verdi ki, Şeytanın kendisini dahi geride bırakacak kadar kibir hamalı yaptı.

Oysa insan biraz olanları düşünseydi, kendisine ve kendini yaratanın gücüne bir baksaydı, Allah (c.c)’a karşı kibirlenmeyi bırakın, Allah’ın yarattığı onca ihtişamlı şeylere karşı bile acizliğini dile getirecek, boyca yetişemediği dağlara, delemediği yeryüzüne ibret ve tevazu ile bakacaktı. Rabbimiz bu hakikati İsra suresinde şöyle dile getirmektedir: “Yeryüzünde kibirlenerek yürüme, çünkü ne yeri (ağırlık ve azametinle) delebilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.” (37. Ayet)

İncecik bir tohum bile Rabbinin vermiş olduğu güçle toprakları delip çıktığı halde, kendini büyük zanneden zavallı insanın aletsiz olarak bir tohum kadar yeri delemediğini görmez mi? Yaratanına karşı kibirlenip baş kaldırarak asi olan insan bilmez mi ki; yeryüzünün azılı müstekbirlerini Allah (c.c) en aciz şeylerle helak etmiştir. Yeryüzünde en çok kibirlenen Firavunu bir yudum su, Nemrutu ise bir topal sinekle haddini bildirmiştir.

Dünyada bile kendi cinsinden olan insanın bilgi, kuvvet, beceri üstünlüğünü kabul eden ama kendi bilgileriyle Allah’ın bilgisini, kendi gücüyle Allah'ın gücünü, kendi büyüklüğü ile Allah’ın büyüklüğünü, kendi icraatlarıyla Allah’ın yarattığı harikulâde kâinatı kıyas etmeyen insanda nasıl olgun bir akıl bulunabilir?

Yeryüzünün en bilgili insanlarının bilgilerini toplayın. Kaç sahife eder? Allah (c.c) kendi ilmini anlatırken Sebe Suresinin 2. Ayeti Kerimesinde Şöyle buyurmaktadır. “Yerin İçine gireni, ondan çıkanı gökten ineni, oraya çıkanı bilir. O esirgeyendir ve bağışlayandır.” Ayrıca Lokman Suresinin 27. Ayeti Kerimesinde “Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah’ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.”

Düşünebiliyor musunuz? Bir insan çıkıp ben şu anda bir saniyede yerden çıkan her şeyi sayabilirim dese, o şahıs anında dünya gündemine oturur ve hangi mertebeye yükseltilir değil mi? Ya sınırsız ilme sahip olan Allah (c.c) niçin ısrarla gündem dışı tutulur dersiniz?

Güç ve kuvvet konusunda da mesele aynı değil mi? İnsan gücü bellidir. Ya Yaratanın? Gökleri direksiz tutan, uçsuz bucaksız bir kâinatı kâğıt parçası gibi evirip çeviren, ol demekle bütün kâinatı yaratıp yok edecek gücü olan Allah’ın yanında insan nedir? Bunu anlamamız için yine bu gücün Trilyonda birinin bir insanda bulunduğunu varsayalım. Mesela bir insan ölümsüz olsaydı yahut güneşi doğurup batırsaydı yahut da dünyayı döndürüp durdursaydı bütün insanlık ona boyun eğmez miydi? Onun sözünden başkasını dinler miydi? Ne olmuş bu insanlığa ki, bütün bu kâinatın hâkimi olana teslim olmaktan kaçınıyor?

Gelelim yaratma sanatına, insan ne yapar? En fazla Allah’ın yarattığı şeyleri yine onun verdiği bir akılla bir araya getirir ve icat eder. Ve bir şeyin mucidi de dünyada meşhur olur, Edison gibi. Ya Yaratanın sanatı anlatmakla biter mi? Gökler, yer, insanlar, hayvanlar, bitkiler ve bunlara ait sayamayacağımız muhteşem özellikler ve güzellikler...

Bir çiçeğe desenini, rengini ve kokusunu dahi veremeyen zavallı insan, nasıl olur da bu sınırsız kuvvet ve kudret sahibinden yüz çevirir? Rabbim “O öyle Allah ki yarattı ve düzene koydu.” (Ala Süresi 2. Ayet) buyurur. Sadece bu ayetin tefsiri bütün kâinat, onun içindekiler ve onlardaki milyonlarca sırların tamamıdır. Ey insan! “Nereye gidiyorsun?…” (Tekvir Suresi)

Büyüklük meselesi ise hiç kıyas kabul etmeyen bir meseledir, insanın küçüklüğünü anlamak için insana Uzaydan, Kürsüden, Arştan bir göz atalım.

Dünyadan on kilometre çıkınca şehirler, evler kibrit kutularına dönüyor, insan ise yok…

Ya dünyaya, bütün kâinatın, içinde zincirin bir halkası olan Kürsüden veya Kürsünün bir zincirin halkası kadar küçük kaldığı Arş’tan bakarsan, araki bulasın dünyayı, onun içinde bizim ülkemizi, onun içinde şehrimizi, şehrimizde bizim evi, evde de beni bulabilirsen bul!…

Ey insan! Kendi küçüklüğünü ve seni yaratanın büyüklüğünü şimdi anladın mı? Dünyada değer vererek büyüttüklerinin karşısında saygıyla eğilen sen, kâinatın sahibine karşı bu kibri, bu gururu, bu cesareti nereden alıyorsun?


Yorumlar - Yorum Yaz


Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 17° 12°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret97653
İLK GÜNAH VE İLK TÖVBE

NAMAZ VAKİTLERİ
ARAMA
Google
IP ADRESİNİZ

ip adresim